Vampir olmanın muazzam bir şey olacağına an itibariyle karar verdim. Yapmak istediklerini gerçekleştirmek için önünde zaman sınırı yok. ''Dünyadaki en büyük arp ustası olucam.'' şeklinde talihsiz bir cümle kursanız bile lafınızı yemek durumunda kalmazsınız.
Arp çalan vampir olmak için atıcağım ilk adım bir arp ustası bulmak olurdu ve bunu aramaya 10 yıl harcayabilirdim. Sağda solda göreceğim herşeyi denemek isteyeceğim düşünülürse ustayla büyük zaman aralıklarıyla görüşürdüm. Pek de umurumda olmazdı.
14 Ağustos 2009 Cuma
20 Haziran 2009 Cumartesi
kısa film
dişleri bir yıl boyunca ağrıyan adam bir yılın sonunda dişe rakı basma vay klor sürme yok efendim karbonatla fırçalama gibi yöntemlerden sonuç alamayınca dişçiye görünmeye karar veriyor. Dişçi muayeneden sonra 20 yaş dişin, önemli bi mevzu değil sen süper adamsın dişlerin çürüyecek hali yok ya diyor. adam da ağzın bal yesin doktor ben madem bu kadar önemli adamım insanlara örnek olmak adına diş bakımımı dişlerimin çürüme ihtimali varmışçasına yaptıracağım diyor. o günden beri de 3 ayda bir dişlerini kontrol ettiriyormuş gibi dişçiye gider. halk onu örnek alır. diş sağlığına gereken önemi vermediğimiz ortaya çıkar. mesaj yerine ulaşır.
05 Haziran 2009 Cuma
Terminator 4: Salvation
Sıcağı sıcağına terminatör yazısı yazmak geldi içimden umarım spoylır vermem:
Terminator 3 faciasından sonra çok heyecanlanarak beklediğim bir film değildi ama izlerken çok keyif aldım. Christian Bale'in kaderinde oynadığı çok iyi filmlerde ikinci planda kalmak var heralde. Prestige'de Hugh Jackman'ın, Batman'da Joker'ın gölgesinde kaldığı yetmezmiş gibi Terminator 4'te de Markus abi rolündeki Sam Worthington'un gölgesinde kalıyor. İyi oynadığı halde her filmde biraz daha gözden düşüyor bence.
Filmi izlemeden önce çok fazla gönderme yapılacağını okumuştuk; hepimiz biliyorduk ama suyu çıkmış. Ben de biliyorum Terminator 2'nin daha iyi olduğunu da McG zibidisi sen daha önce hiç doğru düzgün film çekmemiş bi yönetmen olarak orjinal sahneler ekleyiverseydin fena mı olurdu.
Gönderme faslından sonra esinlenme kısmı var ki spoiler mpoiler dinlemeden yazıyorum: (önemli filmleri ilk gün izleyin)
-Filmin boyunca insanları toplayan robotun sesi Dünyalar Savaşı'ndaki robotla aynı. (O zaman da bu ses beni dehşete düşürmüştü.)
-Filmin başındaki belden aşşağısı kopuk robot Romero'nun zombi filmlerini anımsattı.(Bu ilk filme gönderme ayrıca)
-San Fransisco'daki Skynet merkesi Mordor'a çok benziyor.
-Bunu nasıl yakaladım bilmiyorum ama robotların enteresan versiyonları olması, bizim onları yeni tanımamız, ve bazılarını çok az gösterip geçmesi Cloverfield'ı anımsattı. (Tam açıklayamadım farkındayım.)
-Bunu ben yakadlamadım. Marcus ''Gears of War'' oyunundaki Marcus'a tavırlarıyla çok benziyor ve oyundaki yönlendirdiğimiz karakterin adı da Marcus.
-Direniş geyiği ''Empire Strikes Back'' tadındaydı.
Keşke olmasaydı dediğim sahneler de var filmde. Bijon anahtarı fırlatarak robot kovalama, mototerminatorun sürüklendikten sonra şans eseri uçağın motorunu patlatması, t800 ün Connor'u yakaladığı yerde ümüğünü sıkacağına sağa sola fırlatması gibi...
Terminator 3 faciasından sonra çok heyecanlanarak beklediğim bir film değildi ama izlerken çok keyif aldım. Christian Bale'in kaderinde oynadığı çok iyi filmlerde ikinci planda kalmak var heralde. Prestige'de Hugh Jackman'ın, Batman'da Joker'ın gölgesinde kaldığı yetmezmiş gibi Terminator 4'te de Markus abi rolündeki Sam Worthington'un gölgesinde kalıyor. İyi oynadığı halde her filmde biraz daha gözden düşüyor bence.
Filmi izlemeden önce çok fazla gönderme yapılacağını okumuştuk; hepimiz biliyorduk ama suyu çıkmış. Ben de biliyorum Terminator 2'nin daha iyi olduğunu da McG zibidisi sen daha önce hiç doğru düzgün film çekmemiş bi yönetmen olarak orjinal sahneler ekleyiverseydin fena mı olurdu.
Gönderme faslından sonra esinlenme kısmı var ki spoiler mpoiler dinlemeden yazıyorum: (önemli filmleri ilk gün izleyin)
-Filmin boyunca insanları toplayan robotun sesi Dünyalar Savaşı'ndaki robotla aynı. (O zaman da bu ses beni dehşete düşürmüştü.)
-Filmin başındaki belden aşşağısı kopuk robot Romero'nun zombi filmlerini anımsattı.(Bu ilk filme gönderme ayrıca)
-San Fransisco'daki Skynet merkesi Mordor'a çok benziyor.
-Bunu nasıl yakaladım bilmiyorum ama robotların enteresan versiyonları olması, bizim onları yeni tanımamız, ve bazılarını çok az gösterip geçmesi Cloverfield'ı anımsattı. (Tam açıklayamadım farkındayım.)
-Bunu ben yakadlamadım. Marcus ''Gears of War'' oyunundaki Marcus'a tavırlarıyla çok benziyor ve oyundaki yönlendirdiğimiz karakterin adı da Marcus.
-Direniş geyiği ''Empire Strikes Back'' tadındaydı.
Keşke olmasaydı dediğim sahneler de var filmde. Bijon anahtarı fırlatarak robot kovalama, mototerminatorun sürüklendikten sonra şans eseri uçağın motorunu patlatması, t800 ün Connor'u yakaladığı yerde ümüğünü sıkacağına sağa sola fırlatması gibi...
18 Mayıs 2009 Pazartesi
Valkyrie'de Hitler'e suikast düzenleyip yönetimi ele geçirmeye çalışan, delilikten sıkılmış insanların gerçek hikayesini izlemiştim. 2 ay olmuştur izleyeli. O adamların içindeki heyecan ve korku nasıl güzel aktarıldıysa izlediğim filmleri yazma hissini uyandırdı bende. Hitler'in suikastte ölmediğini bilmemize rağmen filmdeki yüksek tempo -aksiyondan ziyade diplomatik olsa da- nefes almadan izletmişti filmi.
Burn After Reading uzun süredir izlediğim en iyi komedi filmi. Brad Pitt'in izlediğim filmleri içerisindeki en çok sevdiğim karakter oldu sürekli dans edip dangalaklığın limitinde yaşayan fitness salonu görevlisi. Brad Pitt ayarındaki Hollywood oyuncularının yakışıklı olduğunu biliyoruz zaten. Süper özelliklere sahip kahramanları bu adamlara oynatınca tanrısal bi görünüm kazanıyor bu abiler. Fight Club izleyip Brad Pitt gibi olmak istemeyen yoktur herhalde. Ya da Matrix izleyip Neo'ya öykünmemek çok zor. (Morpheus sevmem çünkü zencilerin tek iyi özelliğine zaten sahibim... Bembeyaz dişler.) Hiç gerek yok bunları iyi ve yakışıklı oyunculara oynatmaya. İlyas Salman da oynardı Neo'yu. Konudan bu kadar sapmışken filmi tavsiye edemiyorum.
Benjamin Button'u izledim bunlardan sonra. İyi film, orjinal fikir, iyi güzel de; o çocuğu ana babasından başka yadırgayan insan çıkmaması tuhaf geldi bana. Çok fazla söylenecek şey bulamadım. Zaten The Wrestler'ı öven bi yazı yazmak istiyodum başından beri.
Yazan mı dahi, yöneten mi ? Ben mi çok abartıyorum ? Neden ülkemizde hakkında senaryo yazılamayacak hödük Kırkpınar Güreşleri var ? Güreşçi son dönemde izlediğim filmlerin hepsine fark attı. Mickey Rouke tanrı olabilir. Marisa Tomei de filmin yarısında çıplak olmasına rağmen ciddiye alınıcak bi performans ortaya koymuş. (Çıplak insanları ciddiye almıyorum evet.) En son bu kadar iyi oyunculuk 21 grams da görmüştüm. Bunu izleyin. Bir sonrakini anlatıcağımı izlemeseniz de olur.
Reader'ın senaryosunu Türk bir yapımcıya götürsek ''Nüfusun yüzde 20'si okuma yazma bilmiyor. Sen ana karakterin okur yazar olmamasından yola çıkıp yazmışsın, bunu kimse ciddiye almaz.'' der. Bir kadının okuma bilmemesi üzerine kurgulanan film beni pek etkilemedi sonuç itibariyle.
Son olarak da Bağcılar Gotik Kulübü'nden arkadaşları karşıma almak pahasına hazırladığım playlisti paylaşıyorum sizlerle.
http://www.playlist.com/playlist/16286614795
Burn After Reading uzun süredir izlediğim en iyi komedi filmi. Brad Pitt'in izlediğim filmleri içerisindeki en çok sevdiğim karakter oldu sürekli dans edip dangalaklığın limitinde yaşayan fitness salonu görevlisi. Brad Pitt ayarındaki Hollywood oyuncularının yakışıklı olduğunu biliyoruz zaten. Süper özelliklere sahip kahramanları bu adamlara oynatınca tanrısal bi görünüm kazanıyor bu abiler. Fight Club izleyip Brad Pitt gibi olmak istemeyen yoktur herhalde. Ya da Matrix izleyip Neo'ya öykünmemek çok zor. (Morpheus sevmem çünkü zencilerin tek iyi özelliğine zaten sahibim... Bembeyaz dişler.) Hiç gerek yok bunları iyi ve yakışıklı oyunculara oynatmaya. İlyas Salman da oynardı Neo'yu. Konudan bu kadar sapmışken filmi tavsiye edemiyorum.
Benjamin Button'u izledim bunlardan sonra. İyi film, orjinal fikir, iyi güzel de; o çocuğu ana babasından başka yadırgayan insan çıkmaması tuhaf geldi bana. Çok fazla söylenecek şey bulamadım. Zaten The Wrestler'ı öven bi yazı yazmak istiyodum başından beri.
Yazan mı dahi, yöneten mi ? Ben mi çok abartıyorum ? Neden ülkemizde hakkında senaryo yazılamayacak hödük Kırkpınar Güreşleri var ? Güreşçi son dönemde izlediğim filmlerin hepsine fark attı. Mickey Rouke tanrı olabilir. Marisa Tomei de filmin yarısında çıplak olmasına rağmen ciddiye alınıcak bi performans ortaya koymuş. (Çıplak insanları ciddiye almıyorum evet.) En son bu kadar iyi oyunculuk 21 grams da görmüştüm. Bunu izleyin. Bir sonrakini anlatıcağımı izlemeseniz de olur.
Reader'ın senaryosunu Türk bir yapımcıya götürsek ''Nüfusun yüzde 20'si okuma yazma bilmiyor. Sen ana karakterin okur yazar olmamasından yola çıkıp yazmışsın, bunu kimse ciddiye almaz.'' der. Bir kadının okuma bilmemesi üzerine kurgulanan film beni pek etkilemedi sonuç itibariyle.
Son olarak da Bağcılar Gotik Kulübü'nden arkadaşları karşıma almak pahasına hazırladığım playlisti paylaşıyorum sizlerle.
http://www.playlist.com/playlist/16286614795
13 Mayıs 2009 Çarşamba
Bir Tembelin Günlüğü
Dün gece apartmandan girdiğimde otomatiğe bastım ve düğme basılı kaldı. Dönüp onu düzeltmedim çünkü elle bastırmadıkça bi daha yanmayacağını düşündüm. Merdivenden çıktım, eve girip yattım. Sabaha kadar ışık açık kalmış mıdır diye düşündüm. Küresel ısınma, milli servet gibi şeyler geçti kafamdan ama kalkıp ışık yanıyor mu yanmıyor mu kontrol etmedim. Zamanında düğmeyi düzeltseydim kelebek etkisi olarak olay örgüsü değişecekti ve süper uyuyacaktım. Dinlenemediğim için tembelliğin yorucu olduğu sonucuna varabilirim ve filmlerde artık kelebek etkisi zibidiliği kullanılmamasını dileyerek yazıyı noktalayabilirim. Esen kalın
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Dün gece rüyamda bi akvaryum balığıydım ve üzerime doğrultulmuş bir silah vardı. Beni vursa mı daha kötü yoksa akvaryumu parçalasa mı bilemedim.
06 Mayıs 2009 Çarşamba
çok da ciddiyealmadım
Hayatı yerinde yaşamayı sevdiğimden karakterimde çok az sabit bırakarak farklı ortamlarda farklı insanlar oldum. Gitmeyi sevmeyeceğimi düşündüğümde bu yerler önceliğim oldu. Gitmek zorunda olup sevmediğim zamanlarda da o ortamın insanı oldum. Berberde ''hayat kavgası işte koşturuyoruz.'' -ki henüz bi kavgam olmadı-, kahvede ''sabri de topçu değil abi... sallandıracaksın iki tanesini...'', birahanede ağır abi, arkadaş ortamlarında herkesin sevidiği komik adam, diskoda tikky çocuk, adres sormam gerektiğinde esnaf tavırlar, düğünde halaybaşı -bu yalan-, piknikte sportmen insan, askerde dert babası olgunluğun zirvesindeki insan, tanımadığım on kadar kızın arasında kazanova...
Belki de bu yüzden seviyorum seni. Bana çok benzediğin için. Seninle konuşurken senin moduna girip kendim olduğum için.
Belki de bu yüzden seviyorum seni. Bana çok benzediğin için. Seninle konuşurken senin moduna girip kendim olduğum için.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
