Valkyrie'de Hitler'e suikast düzenleyip yönetimi ele geçirmeye çalışan, delilikten sıkılmış insanların gerçek hikayesini izlemiştim. 2 ay olmuştur izleyeli. O adamların içindeki heyecan ve korku nasıl güzel aktarıldıysa izlediğim filmleri yazma hissini uyandırdı bende. Hitler'in suikastte ölmediğini bilmemize rağmen filmdeki yüksek tempo -aksiyondan ziyade diplomatik olsa da- nefes almadan izletmişti filmi.
Burn After Reading uzun süredir izlediğim en iyi komedi filmi. Brad Pitt'in izlediğim filmleri içerisindeki en çok sevdiğim karakter oldu sürekli dans edip dangalaklığın limitinde yaşayan fitness salonu görevlisi. Brad Pitt ayarındaki Hollywood oyuncularının yakışıklı olduğunu biliyoruz zaten. Süper özelliklere sahip kahramanları bu adamlara oynatınca tanrısal bi görünüm kazanıyor bu abiler. Fight Club izleyip Brad Pitt gibi olmak istemeyen yoktur herhalde. Ya da Matrix izleyip Neo'ya öykünmemek çok zor. (Morpheus sevmem çünkü zencilerin tek iyi özelliğine zaten sahibim... Bembeyaz dişler.) Hiç gerek yok bunları iyi ve yakışıklı oyunculara oynatmaya. İlyas Salman da oynardı Neo'yu. Konudan bu kadar sapmışken filmi tavsiye edemiyorum.
Benjamin Button'u izledim bunlardan sonra. İyi film, orjinal fikir, iyi güzel de; o çocuğu ana babasından başka yadırgayan insan çıkmaması tuhaf geldi bana. Çok fazla söylenecek şey bulamadım. Zaten The Wrestler'ı öven bi yazı yazmak istiyodum başından beri.
Yazan mı dahi, yöneten mi ? Ben mi çok abartıyorum ? Neden ülkemizde hakkında senaryo yazılamayacak hödük Kırkpınar Güreşleri var ? Güreşçi son dönemde izlediğim filmlerin hepsine fark attı. Mickey Rouke tanrı olabilir. Marisa Tomei de filmin yarısında çıplak olmasına rağmen ciddiye alınıcak bi performans ortaya koymuş. (Çıplak insanları ciddiye almıyorum evet.) En son bu kadar iyi oyunculuk 21 grams da görmüştüm. Bunu izleyin. Bir sonrakini anlatıcağımı izlemeseniz de olur.
Reader'ın senaryosunu Türk bir yapımcıya götürsek ''Nüfusun yüzde 20'si okuma yazma bilmiyor. Sen ana karakterin okur yazar olmamasından yola çıkıp yazmışsın, bunu kimse ciddiye almaz.'' der. Bir kadının okuma bilmemesi üzerine kurgulanan film beni pek etkilemedi sonuç itibariyle.
Son olarak da Bağcılar Gotik Kulübü'nden arkadaşları karşıma almak pahasına hazırladığım playlisti paylaşıyorum sizlerle.
http://www.playlist.com/playlist/16286614795
18 Mayıs 2009 Pazartesi
13 Mayıs 2009 Çarşamba
Bir Tembelin Günlüğü
Dün gece apartmandan girdiğimde otomatiğe bastım ve düğme basılı kaldı. Dönüp onu düzeltmedim çünkü elle bastırmadıkça bi daha yanmayacağını düşündüm. Merdivenden çıktım, eve girip yattım. Sabaha kadar ışık açık kalmış mıdır diye düşündüm. Küresel ısınma, milli servet gibi şeyler geçti kafamdan ama kalkıp ışık yanıyor mu yanmıyor mu kontrol etmedim. Zamanında düğmeyi düzeltseydim kelebek etkisi olarak olay örgüsü değişecekti ve süper uyuyacaktım. Dinlenemediğim için tembelliğin yorucu olduğu sonucuna varabilirim ve filmlerde artık kelebek etkisi zibidiliği kullanılmamasını dileyerek yazıyı noktalayabilirim. Esen kalın
11 Mayıs 2009 Pazartesi
22 Nisan 2009 Çarşamba
Usul usul yağan nisan ayının ayrı bir tadı olan nisan yağmurunu her canlı gibi ben de severim. Tatlı bi serinlik, tertemiz hava, parklarda toprak kokusu... Bu kez bahar yağmuru ilk iki cümlede saçmalamamı ''Sana mı kaldı komik edebi cümleler kurmak?'' diye azarlarcasına müthiş bir öngörüyle cezalandırdı. Havalalar ısınıcak, yağmuru yazın çok ararız biraz serinleyelim mantığıyla yola çıkıp perfect storm a şahit oldum. Sokakta panik içinde koşanlar , fırtınanın kalbinde sevdiklerini arayıp vedalaşmak isteyenler. Bu insanlar drama etkisini arttırmak için dalga sesi çıkarıyorlardı. Dalgalar her an yutabilirdi bizi. Benim kontürüm yoktu arayamadım kimseyi. Krizi fırsata çevirme geyiğine bir halka da ben ekledim. Yağmurda sığınacak yer arayan insanlar için boş dükkanlar kiralayıp paraya para dememeye karar verdim. Sonra kafelerin ve diğer dükkanların da bu basit işleve sahip olduğunu görüp bu işi de zengin olduğumda gerçekleştireceğim projelere ekledim. Açıcağım diğer dükkanlar da; Moonspell Dürümcüsü, Şeytan Rıdvan Gothic Fashion ve Mert'e sermaye sağlayacağım The Smiths Simit Sarayı. Enteresan fikri olanlar comment yazsın maddi manevi her türlü yardıma hazırım efendim..
21 Nisan 2009 Salı
Strateji oyunlarında oyun başlar başlamaz karşı taraf asker çıkardığı binayı kurup birer birer yollar ya askerlerini sinir bozucu bi şekilde (oynamayanlar tiksinmesin diye oyun terimi yazmadım.). Günüm David Lynch'in yolladığı adamla başladı:
-> Ne o duvar kenarından gidiyosun hahayt güvenli di mi kenardan kenardan hihoyt (suratta maksimum sırıtış)
<- ...
-> Hayırlı cumalar (sıkmam için elini uzatır)
<- Saol sana da (bi git sabah sabah)
-> Gel bi de öpiyim (uzanıyor)
<- Gerek yok
-> Camimize bağış eeöğ yanlış anlamazsan.
<- Gerek yok
Bu konuşma sırasında kafamdan cami ve mescit arasındaki fark geçiyordu. Cami ibadet edilen yapı, mescit ise sınırları sanal çizgilerle çizilmiş alanmış. Mescid-i Aksa 800 dönüm mesela. Mescit camiden daha havalı anlayacağınız. Bi gün biri mescit için yardım isterse sınırları genişletip otopark yaptırmalarını tavsiye ederim artık.
Bu ara herkes taşınıyor. Perşembe günü Erkan'a yardım etmediğim için karma beni Cuma günü yukarıdaki amcayla cezalandırdı. Bi kaç gün sonra da kuzenimin evini taşıdık. Taşınmadan önce, boşanmayı geciktirmek için son çırpınışlarını gerçekleştiren bi insan gördüm. Drama izlemek işime gelmedi, ''amelelik kısmı başladığında beni çağırın'' diyip çıktım. Çıktığımda ex enişteye acıdığım kadar Mustafa Topaloğlu'na acımadığımı anladım. Barıştırmak için gereken konuşmayı da yapmıştım ama biten bitiyor işte...
-> Ne o duvar kenarından gidiyosun hahayt güvenli di mi kenardan kenardan hihoyt (suratta maksimum sırıtış)
<- ...
-> Hayırlı cumalar (sıkmam için elini uzatır)
<- Saol sana da (bi git sabah sabah)
-> Gel bi de öpiyim (uzanıyor)
<- Gerek yok
-> Camimize bağış eeöğ yanlış anlamazsan.
<- Gerek yok
Bu konuşma sırasında kafamdan cami ve mescit arasındaki fark geçiyordu. Cami ibadet edilen yapı, mescit ise sınırları sanal çizgilerle çizilmiş alanmış. Mescid-i Aksa 800 dönüm mesela. Mescit camiden daha havalı anlayacağınız. Bi gün biri mescit için yardım isterse sınırları genişletip otopark yaptırmalarını tavsiye ederim artık.
Bu ara herkes taşınıyor. Perşembe günü Erkan'a yardım etmediğim için karma beni Cuma günü yukarıdaki amcayla cezalandırdı. Bi kaç gün sonra da kuzenimin evini taşıdık. Taşınmadan önce, boşanmayı geciktirmek için son çırpınışlarını gerçekleştiren bi insan gördüm. Drama izlemek işime gelmedi, ''amelelik kısmı başladığında beni çağırın'' diyip çıktım. Çıktığımda ex enişteye acıdığım kadar Mustafa Topaloğlu'na acımadığımı anladım. Barıştırmak için gereken konuşmayı da yapmıştım ama biten bitiyor işte...
13 Nisan 2009 Pazartesi
sağol haşmet abi !
Slumdog Millionaire'den nefret ettiğimi, kötü bi film olduğunu söylediğim için dost meclislerinde çok eleştirildim, çok yıpratıldım fakat imdadıma Haşmet Babaoğlu yetişti. Pazar günü yazdığı köşeyazısını aynen aktarıyorum:
''Günler, haftalar geçtikçe Slumdog Millionaire filminin nasıl bir palavra olduğunu, nasıl süslü bir aldatmaca, nasıl trendy bir "ürün" olduğunu daha iyi anlıyorum. Hele dün 'Okuyucu/The Reader' filmini seyredince bu gerçek zihnimde iyice belirginleşti. Slumdog Millionaire global ekonomik kriz dönemine uygun biçimde üretilip iyi pazarlanmış bir Walt Disney öyküsü gibi göründü gözüme!''
30 Mart 2009 Pazartesi
Yazmiyim dedim, zaten çok bıdı bıdısı yapılıyor dedim ama: dayanamıyorum artık, seçim yazısı yazma isteğime karşı koyamıyorum. Siyaset bağımlılığının değişik bi evresi olsa gerek deyip seçimle ilgili enteresan detayları Kral Tv Top 5 listesi tadında anlatmaya başlıyorum:
5 numarada, peygamberler şehri Urfa'da bağımsız aday olup oyların tamamına yakınını alan Ahmet Eşref Fakıbaba var. Bu adam son peygamber olduğunu iddia etse Urfa'da kabul görür gibi bi izlenim uyandırdı bende. Erdoğan, ''indiğin trene bi daha binemezsin'' demişti kendisine.4 numarada, Tayyip Erdoğan'ın basın toplantısı var. Beklenenin altında oy almasının yanında; Antalya, Balıkesir, Manisa gibi kazanılmasından emin olunan illerde kaybedilmesi hakkında konuşurken yüzünün aldığı hüzünlü ifadeyi izlemek paha biçilemez. (Yazar, yazının bu kısmında rengini belli etmiş. Çok ayıp. Ayrıca şizofren kendisi... Yemişim ayıbını.)
3 numarada muhtarlık seçimlerinin komikliği var. Neden muhtar için oy kullanıyoruz ki? İkametgah senedi çıkartmak için yılda bir-iki kere göreceğimiz bir insan ve o da normal bir çalışan. Bir muhtar adayının diğerinden ne farkı olabilir ki ? Seçim vaadi olarak 10 parmak yazmayı ya da laser printer almayı vaat eden olmuş mudur acaba ?
2 numarada, rektörlük seçiminde veto yedikten sonra Antalya'da belediye başkanlığını açık arayla kazanan Mustafa Akaydın var. Bu sonuç, bir götoluş destanı olmasının yanısıra Antalyaspor'un sezon sonunda küme düşmesiyle sonuçlanan komplo teorisini beraberinde getirmiş ve Mert'le bana süper geyik malzemesi olmuştur.
Veee 1 numaraaaa: 1 numara CHP'nin Şişli adayı, 1 numara puştluğun totoşluğun kitabını baştan yazıcak kapasiteye sahip düşünce tarzı, 1 numara MUHARREM SARIGÜL.. CHP'nin Mustafa Sarıgül'ün oylarını bölmek için yaptığı çok açık şekilde belli olan bu hareketi beni çok eğlendirdi açıkçası. CHP'ye durmak yok, muhalefete devam...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
